Yiğit Azad Polat

Sorular

En çok sorulanlara dürüst cevaplar. Kandırmadan, sağlığı öne koyarak. Doz vermem; gerçeği söylerim.

İlk küre başlamadan önce hangi kontrolleri yaptırmalıyım, kan tahlili şart mı?

Küre başlamadan önce ne yaptığın, kür bittikten sonra ne yaşayacağını çoktan belirliyor. Kendi taban değerlerini bilmeden içine bir şey soktuğunda neyin bozulduğunu göremezsin, çünkü kıyaslayacak bir başlangıcın yok. Doz vermem, o benim işim değil; ama kanına bakmadan başlıyorsan zaten hazır değilsin. Kalp, karaciğer ve hormon tablosu ellenecekse, o tabloyu önce görmen gerekir.

Sadece 1 kür yapıp bıraksam vücudum eski haline döner mi, yoksa artık sürekli mi kullanmam gerekir?

'Tek kür' diyen çok kişi tanıdım, ikincisine başlarken çoğu hâlâ aynı cümleyi kuruyordu. Vücudun eski haline döner mi sorusunun cevabı ilaçta değil, o kürü bıraktığında kendini toparlayacak sabrı gösterip gösteremeyeceğinde. Bir kere kestirme yolu gören insan, uzun yolu bir daha zor yürüyor. Döner mi diye soruyorsan, dönmeme ihtimalini göze alacak kadar bunu gerçekten istiyor musun, önce onu cevapla.

Kür bitince PCT yapmazsam ne olur, illa şart mı?

PCT'yi atlamak, işin en görünür kısmını yapıp en kritik kısmını boşlamak gibi. Vücuduna aylarca dışarıdan bir şey verip sonra onu birden kendi başına bırakırsan, o sistem toparlanmakta zorlanabilir; 'şart mı' diye soruyorsan cevabı bir yanın zaten biliyor. Sana ne kullanacağını yazmam, o kanına bakan bir hekimin işi; ama çıkışını planlamadan girmeyi düşünüyorsan, kürü baştan bir daha düşün. Girmesini bilip çıkmasını bilmemek, hiç girmemekten daha risklidir.

Hocam kür verdi ama hiç kan tahlili istemedi, bu normal mi?

Sana bir şey verip kanına hiç bakmayan biri, seninle değil senin hevesinle ilgileniyor. Kan istemek sorumluluk almaktır, istememek ise onu üstlenmemenin kolay yolu. Kendi vücudunu birine emanet ediyorsan, o kişinin seni durduğu yerden değil ölçtüğü yerden tanıması gerekir. Ölçmeden yön veren birinin verdiği güven, güven değil.

Peptidler steroidden daha zararsız diye duydum, gerçekten daha güvenli mi?

'Daha zararsız' cümlesi çoğu zaman 'araştırmayı burada bırakmak istiyorum' demenin kibar hali. Bir şeyin adının farklı olması onu güvenli yapmıyor; başka bir kapıdan aynı sisteme dokunuyorsun. Bazıları gerçekten daha hafif etkili, bazıları ne yaptığı tam bilinmeden 'peptid' diye satılıyor, ikisi de aynı torbada geçiyor. Aradığın şey zararsızlıksa, sana lazım olan zararsız bir madde değil, ne yaptığını bilmek.

SARM kullanıyorum ama testislerim küçüldü ve isteksizim, ne yapmalıyım?

Vücudun sana açık açık bir şey söylüyor, sen ne yapmalıyım diye soruyorsun ama cevabı zaten hissediyorsun. Bu belirtiler baskılanmanın işareti olabilir ve 'kendiliğinden geçer' diye beklemek her zaman doğru değil. Ne alacağını söyleyemem, o kararı ancak kanına bakan bir hekim verir; bu tür belirtilerde gecikmek en pahalı seçenek. Şu an yapman gereken bir şey daha eklemek değil, durup gerçekten bir doktora görünmek.

Genç yaşta kür kullanmak ileride kısırlık yapar mı, çocuğum olmaz mı diye korkuyorum?

Bu korkuyu şimdiden duyman iyi, çünkü çoğu kişi aynı soruyu iş işten geçtikten sonra soruyor. Henüz kendi dengesini tam kurmamış genç bir sistem dışarıdan müdahale görürse, o dengeyi geri kurması bazen zorlaşıyor, bazen de tam eskisi gibi olmuyor. Sana kesin 'yapar' ya da 'yapmaz' diyen biri yalan söylüyor; bu kişiden kişiye değişir ve kimse garanti veremez. Çocuk sahibi olmak senin için bir ihtimalse, bir üroloğa danışmadan hiçbir şeye başlama.

Kür bittikten sonra kendimi bomboş ve mutsuz hissediyorum, bu geçici mi?

O boşluk hissi uydurma değil; aylarca yapay olarak yükseltilmiş bir sistem birden kendi ayakları üzerinde kaldı ve henüz toparlanmadı. Çoğu zaman zamanla düzeliyor, ama ne kadar süreceğini kimse sana söz veremez. Eğer bu his uykuna, iştahına, hayattan tat almana kadar iniyor ve günlerce geçmiyorsa, orada mesele artık spor değil; bir hekime görünmeni ciddi ciddi söylüyorum. Ben doktor değilim ve bu tabloyu hafife almanı istemem.

Her pazartesi yeniden başlıyorum ama birkaç gün sonra bırakıyorum, bu döngüyü nasıl kırarım?

Her pazartesi sana temiz bir sayfa gibi geliyor, çünkü o gün henüz hiçbir şeyi bozmadın. Sonsuz ihtimal, sıfır kanıt. Ama hep aynı yerde tökezliyorsun: motivasyon bitiyor ve altında seni taşıyacak bir düzen olmadığını görüyorsun. Bu döngüyü büyük bir yeniden başlangıç değil, çarşamba canın istemezken bile tutabileceğin kadar küçük bir söz kırar.

Motivasyonum yüksekken çok iyiyim ama motivasyon gidince duruyorum, nasıl sürekli motive olurum?

Sürekli motive olmanın yolunu soruyorsun, ama asıl mesele motive kalmak değil, motive değilken de aynı işi yapabilmek. Motivasyon geldiğinde iş yaptırır, gittiğinde seni yaptıklarınla baş başa bırakır. Disiplinli dediğin insanlar senden daha istekli değil; sadece isteğe ihtiyaç bırakmayan bir düzen kurmuşlar. Canının istemediği gün ne yaptığın, istediğin bütün günlerden daha çok şey anlatıyor.

Kendime sürekli söz veriyorum ama bir türlü tutamıyorum, neden böyleyim?

Kendine verdiğin sözü tutamamanın sebebi karaktersizlik değil, o sözün sana hiçbir şeye mal olmaması. Başkasına söz verince karşında bir yüz var, tutmazsan utanırsın; kendine verince kimse bakmıyor, bozarken kimseye hesap vermiyorsun. Ama her bozulan küçük söz, farkında olmadan kendine biraz daha az güvenmen demek. Bir süre sonra yeni bir söz verdiğinde, bir yanın onu baştan ciddiye almıyor.

Disiplinli insanlar bunu nasıl yapıyor, onların hiç mi canı istemiyor?

En disiplinli tanıdığım insanların da canı istemiyor, fark orada değil. Onlar 'canım istiyor mu' sorusunu günün kararı olmaktan çıkarmışlar; o soruyu her sabah yeniden sorarsan zaten kaybettin. Disiplin isteğin yokluğu değil, isteğe rağmen hareket edebilme alışkanlığı. Bir şeyi yeterince tekrarlayınca o artık verdiğin bir karar olmaktan çıkıp kim olduğun oluyor.

Sürekli telefona bakmaktan kendimi alamıyorum ve odaklanamıyorum, ne yapmalıyım?

Telefonu elinden bırakamamak bir dikkat sorunu değil, çoğu zaman rahatsız edici bir sessizlikten kaçış. Her boş ana bir ekran koyuyorsun, çünkü o boşlukta ne düşüneceğinden korkuyorsun. Bağımlılık maddede değil, o boşluğu doldurmanın ne kadar kolay olduğunda. Telefonu bırakıp o rahatsızlıkla bir süre oturabilirsen, odak dediğin şey kendiliğinden geri geliyor.

Hedeflerime ulaşamayınca kendimden nefret ediyorum, bununla nasıl başa çıkarım?

Kendinden nefret etmek dışarıdan disiplin gibi görünür, oysa çoğu zaman onu bitiren şeydir. Kendine bu kadar sert davranırken bir yanın bu sertliği çabanın kanıtı sanıyor; değil, genelde bahane. Hedefi tutturamadığın için değil, tutamayacağını için için bildiğin bir sözü verdiğin için yıkılıyorsun. Asıl soru 'neden başaramadım' değil, 'bunu gerçekten ben mi istedim, yoksa birine kanıtlamak için mi koydum'.

İnsanların ne düşüneceğinden korktuğum için bir türlü başlayamıyorum, ne yapmalıyım?

Kimse aslında seni sandığın kadar düşünmüyor; herkes kendi sahnesinde, izleyicin sandığın kişiler kendi korkularıyla meşgul. Başlayamamanın gerçek sebebi onların bakışı değil, denemediğin sürece kendini başarısız saymana gerek kalmaması. Başlamadığın şey seni yaralayamaz, o yüzden başlamamak güvenli geliyor. Seni tutan dışarıdaki göz değil, o gözü bahane edip riskten kaçman.

Spora başlamak istemiyorum ama başlamayınca da kötü hissediyorum, bu normal mi?

İstememekle kötü hissetmenin aynı anda olması gayet normal, çünkü ikisi ayrı yerden konuşuyor: biri konforun sesi, diğeri kendine verdiğin sözün. Konfor seni öldürmez, hiçbir şey yapmadan yaşamaya alıştırır; asıl tehlikeli olan bu. İçindeki o 'kötü' his aslında bir işaret, kaybettiğin bir yön olduğunu söylüyor. İsteğin gelmesini beklersen genelde boşuna beklersin; o istek çoğu zaman harekete geçtikten sonra geliyor, öncesinde değil.

Dürüst bir kür koçu nasıl seçilir, neye dikkat etmeliyim?

Bir koçun iyi olup olmadığını verdiği programdan değil, sana ne sorduğundan anlarsın. Kanına bakmadan, geçmişini sormadan sana bir şey veren biri seninle değil senin hevesinle ilgileniyor. İyi bir koç bazen 'şu an hayır' der; her isteyene her şeyi veren satış yapıyordur, koçluk değil. Sana kesin sonuç ve rakam sözü verenden de uzak dur, çünkü kimse senin vücudunu görmeden garanti veremez.

Bir koçun bana uygun olup olmadığını nasıl anlarım?

Sana kendini nasıl hissettirdiğine bak: küçümsüyor mu, korkutup mu satıyor, yoksa olduğun yerden mi konuşuyor. Sorularına 'onu boş ver' diye geçen biri süreç boyunca da seni dinlemez. Sana uygun koç, seni bugün bulunduğun noktadan alıp götürmeye razı olandır; ideal bir versiyonunu değil, gerçek halini muhatap alandır.

Kan tahlili istemeyen bir koçtan uzak durmalı mıyım?

Sana bir şey verip kanına hiç bakmayan biri sorumluluğu üstlenmiyor demektir. Kan istemek zahmet ve sorumluluktur; istememek işin kolayına kaçmaktır. Kendi sağlığını birine emanet ediyorsan, o kişinin seni ölçtüğü yerden tanıması gerekir. Ölçmeden yön veren birinin verdiği güven, güven değildir.

Koçu fiyata göre mi seçmeliyim, ucuz mu pahalı mı?

Fiyat tek başına ne kaliteyi ne güvenliği anlatır. Ucuz olan çoğu zaman kalabalık bir listede bir numara olursun demek; pahalı olan da otomatik iyi demek değil. Sen fiyata değil, o kişinin seninle ne kadar ilgilendiğine ve seni ne kadar takip ettiğine bak. Ödediğin şey program değil, süreç boyunca yanında biri olması.

Sonuç garantisi veren koça güvenmeli miyim?

Garanti kelimesini duyduğun an bir adım geri at. Senin uykunu, stresini, genetiğini ve geçmişini bilmeden kimse sana kesin sonuç söz veremez; söz veriyorsa ya bilmiyordur ya da satıyordur. Dürüst olan sana ihtimalleri ve riski söyler, masalı değil. Garanti değil, gerçeği isteyeceksin.